Yeni Şafak /  ALİ MURAT GÜVEN

Anneme panayırda şarkıcı olduğumu söyleme lütfen…

Kısa film, belgesel ve reklâm dünyasının usta yönetmeni Mehmet Eryılmaz'ın ilk uzun metraj sinema denemesi olan “Hazan Mevsimi”, bir panayırın yakınındaki yol işinde çalışan Cemal ile aynı panayırda sahneye çıkan gezgin şarkıcı Nurşen'in umutsuz aşkını anlatıyor.

ALİ MURAT GÜVEN
alimurat@yenisafak.com.tr

Cemal, bir Anadolu panayırının yakınlarındaki yol yapım işinde çalışan, kendi hâlinde ve içine kapanık bir işçidir. Genç adam, hemen yanıbaşındaki bu renkli ve -görünürde- oldukça eğlenceli dünyada sahneye çıkan “looser” şarkıcı Nurşen'i görür görmez kalbinden vurulur. Bir süre sonra da Nurşen ona…

İkisi de bir yerde kök salamayan, rüzgâr nereden eserse oraya doğru savrulan insanlardır bunlar. Her ne kadar "vur patlasın çal oynasın" bir hayat olduğu sanılsa da, Cemal, sevdiği kadına yaklaşma çabasıyla bu renkli dünyanın içine sızdıkça, panayırda çalışmanın türlü türlü örselenmeleri de beraberinde getiren acılı bir deneyim olduğunu kavrayacaktır.

“Hazan Mevsimi”, ülkede hızla değişen eğlence anlayışına paralel olarak en ücrâ bölgelerde dahi artık yavaş yavaş tedavülden kalkan eski moda bir eğlence ortamında, hayatın alabildiğine ezdiği insanlar arasındaki şiddet dolu ve dengesiz ilişkilerin anlatıldığı bir modern çağ peri masalı… Günümüzde kaybolmaya yüz tutmuş kültürel miraslarımızdan biri durumundaki panayırlarda çekilen ilk (ve büyük olasılıkla da son) film olmaya aday “Hazan Mevsimi”nin başrollerinde, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunu ve Şehir Tiyatroları sanatçısı Zümrüt Erkin ile Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Ana Sanat Dalı mezunu Fatih Al yer alıyor. Ki her iki sanatçı da gösterişsiz, ancak iknâ edici birer oyunculuk ortaya koymaktalar. Öte yandan, faaliyetlerini güçlükle sürdüren dört ayrı panayırda çekilen bu filmde gerçek panayır çalışanlarının da rol aldığını ilginç bir not olarak düşelim.

"Hazan Mevsimi", Mehmet Eryılmaz'ın ilk uzun metraj denemesi. Ancak siz bakmayın bu “ilk” sözüne; kendisi beşinci, hatta onuncu uzun metrajını çeken yönetmenlerden bile daha fazla kamera arkasında yer almış bir görsel anlatı ustası. Bugüne kadar yerli ve yabancı bir çok festivale katılıp oralarda jüri üyelikleri yapan Eryılmaz'ın reklâm, klip ve tanıtım filmleri haricinde 17 belgeseli ve 13 de ödülü bulunuyor. “Hazan Mevsimi”nin aynı zamanda senaristi de olan sanatçı, bu ilk sinema filmini bakın nasıl tanımlamakta:

“Hazan Mevsimi için kısaca 'tutunamayanların hikâyesi' diyebiliriz. Hepimizin hayatla kurduğu ilişki içinde, değişik ölçülerde yaşadığı bir ruh hâlinin hikâyesi... Tantanalı ve eğlenceli bir ortamda, acı, buruk ve hüzünle bezeli bir hikâye... Sinema anlayışımın hayat anlayışımdan ayrılmadığını söylemeliyim. 'Temelinde insan olmayan, merkezine insanı yerleştirmeyen bir sinema olsa olsa bir pelikül parçası bence' demiştim yıllar önce ve hâlâ da aynı anlayışımı koruyorum. Sanat benim için kişisel bir serüvendir ve mutlaka sosyal bir yönü olacaksa, bu da olsa olsa insanın algısını alışkanlıklardan birazcık olsun kurtarmak ve önüne yeni ufuklar açmak olabilir. Yeni ufuklar benim için çok yönlü bir kavramdır; insanı insan yapan bütün değerleri, doğmalardan uzak kapıları ve aynı zamanda spiritüel anlamda amentüyü de içerir. Kısacası, yeni ufuklar için 'insanın kendini tanıma serüvenine bir katkı' diyebiliriz. Gerisi teferruattan ibarettir.”

Eryılmaz, her nasıl ki şimdiye kadar gürültü-patırtıya öyle çok da fazla prim vermeyen, biçim itibarıyla gösterişsiz, ancak alt okumalarında izleyiciye önemli sözler söyleyen örneklerle bezeli bir kariyer oluşturmayı tercih etmişse, “Hazan Mevsimi” de bu tavrının doğal bir uzantısı görünümünde. Öyle ki hemen bütün yönetmenlerin izleyiciyi kışkırtmak için tepe tepe kullandıkları “tanıtım fragmanı”nda bile bir "anlatıcı ses"e yer vermeksizin, yeni filmini salt görüntüleri ve doğal sesleri üzerinden paylaşıyor izleyicilerle…

Konusunun yanısıra, içerdiği yoğun melankoli duygusu itibarıyla da bana büyük usta Metin Erksan'ın yıllar önce TRT için çektiği “Hanende Melek” filmini anımsatan “Hazan Mevsimi”ni, Erksan'ın da gördükten sonra çok beğenmesi ve (filmin posterine aktarılan) “Çok etkilendim. Acısı hâlâ yüreğimde” şeklinde bir yorum yapması boşuna değil. Tıpkı Erksan Sineması'nın pek çok klasik örneğinde olduğu gibi mümkün olduğunca az konuşup, meramını görüntünün diliyle anlatmak için çaba sarf eden “duru” bir sinema örneği bu…

Çoğunun kalıcılık adına hiç bir iddiası bulunmayan, yerli-yabancı tam 8 yeni filmin gösterime çıktığı bu hafta sonunda, “Hazan Mevsimi”, hem Türk sinemasının son dönemlerdeki en saygıya değer örneklerinden biri, hem de haftanın -Frank Darabont'un usta işi korku-gerilim kurdelası “Ölümcül Sis” ile birlikte- en iyisi…

“Recep İvedik”çilerin sinema kapılarındaki saldırgan yaygaralarından özenle ayrışıp, konusu, müziği, oyunculukları ve kurgusuyla adam gibi bir aşk filmi izlemek isteyenler için gayet uygun bir tercih. Özellikle de sevdiğiniz insanla birlikte görmekte yarar var.