TEMPO dergisi /  TUTUNAMAYANLAR ÖYKÜSÜ          Ekim 2007

AŞK VAR ZAMAN YOK

“Nazım Hikmet Şarkıları"  “Bedr,Sinemada Bir Dolunay" gibi şiirsel belgesellerle karşımıza çıkan yönetmen Mehmet Eryılmaz ,şimdi de şiirsel bir film,"Hazan Mevsimi" ile selam vermeye hazırlanıyor beyaz perdeye

 Sinema,sanat olarak hep " varoluş duygusu "nu aradı.
ona cevaplar vermeye çalıştı.Cevaplar değişmedi.
Bulunamadı da diyebiliriz."

Hazan mevsimi ,bir panayırda çalışan gezici şarkıcı Nurşen ve panayır yakınlarındaki yol yapımında çalışan işçi Cemal'in aşk hikayesi gibi görünse de ;tıpkı kaybolmaya yüz tutan panayırlar gibi ,kaybolup gidenleri anlatıyor hayatımızdan.Özetle,şiirsel bir tutunamayanlar öyküsü. Nereye tutunmak gerektiği , filmin cevaplamaya çalıştığı sorulardan.Cevapları ,şubat sonu gösterime girecek filmden öğreneceğiz.Şimdilik Eryılmaz'la sohbetteyiz.

           TEMPO : Metin Erksan tam not vermiş filminize .Sizin de hocanız kendisi ve Türk sinemasının önemli isimlerinden. Eski zamanları yaşamış biri olarak ,o dönemle bu dönemi karşılaştırdığınızda durum nasıl?

       Mehmet Eryılmaz: Sinema sanatı giderek gelişiyor,ama insanın ruhu değişmiyor.Teknik olarak ,mızraklı dönemden silahlı döneme geçtik diyebiliriz. Sonuçta,sinema sanatı hep "varoluş duygusu"nu aradı,ona cevap vermeye çalıştı.Cevaplar değişmedi.Bulunamadı da diyebiliriz.Sinemanın en önemli işlevi,var olma duygusuna, sorunsalına cevaplar aramak.

  T: "Hazan Mevsimi"nasıl cevaplar veriyor peki?

M.E:Filmde ana kriter , Bekir Sıdkı Sezgin'in bir parçası :"Sonbaharın bizi daldırdığı rüya geçici"sözlerindeki tema….Filmdeki ana müzikde de ,klasik gitarla kanun birarada kullanılıyor .Yarı modern ,yarı klasik bir müzik.Aslında "Hazan Mevsimi" ,bir panayırda geçen aşk hikayesi görünürde.Panayır bir alt resim.Panayırı seçmemin sebebiyse,yok olan bir kültürel öğe olması.Panayıra ait olmayan bir şarkıcı kızın hayata karşı olan tavrı beni ilgilendiriyor.Aşkların ,filmlerdeki,romanlardaki gibi yaşanamaması
.Aşk duygusu  var , ama insanın onu yaşayacak ortamı, zamanı yok. Filmdeki aşık olan işçi de mesela geçici işçi olarak çalışıyor orada.Film, biraz da tutunamayanların hikayesi aslında.

T: Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar"ıyla da bir ilgisi varmıdır?

M.E:     Bir gönderme var ,evet. "Tutunamayanlar" dünyayı da tanımlayan bir kelime.Filmde ,sonbahar yerine "hazan"ı kullanmam da biraz bununla ilgili. Hazan,aynı zamanda hüznü çağrıştırıyor. Ölüm duygusunu veren birşey "Hazan Mevsimi"

FİLM YAPMAK ZOR İŞTİR

T: Sizin ilk üniversiteniz de Marmara üniversitesi Radyo TV Bölümü

M.E: İletişim cümlesi altına şiir,müzik,resim,sinema,hepsi girebiliyor.Ben hepsiyle de ilgiliyim aslında ;fakat sinema başka bir şey. İnsanı daha mutlu edebiliyor ama bir o kadar da zor.Ekibe bağlısınız sonuçta.Gerçi teknolojiyle birlikte kolaylaşmaya başladı bu da.Asıl olan anlatımda kurduğunuz dünya.Film yapmak şiir yazmak gibidir.Zor bir iştir.

T:"Hazan Mevsimi"ni çekerken şiirlerden beslendiniz mi?

M.E: Kendisi şiir olsun istedim filmin.Çektiğim belgesellerde de öyledir. Şiirsel bir dilleri vardır.En azından dışarıdan öyle söylüyorlar."Nazım Hikmet Şarkıları" ,Dünden Yarına Musiki İnsanlarımız"... Ben, ilgili seyirci arıyorum aslında.Şiiri dümdüz okuyup geçmeyecek bir seyirci.

T: Hazan Mevsimi'nde ,sizin hayatınızdan da kareler vardır muhakkak

M.E: Oğluna bisiklet almaya gidip ,eli boş dönen memur  babanın hikayesi benim hikayemdir.Filmi de anneme adadım.Bu, bir kadın filmi sayılabilir.Bir şoför ve eşine ,tepkilerini almak için gizlice  izlettik filmi. Şoför,"Oh be,kız sevgilisine dönüyor" dediğinde  ;  karısı itiraz etti , "Kız özgürlüğünü seçiyor" diye yorumladı mesela. Baş rol kadında filmde.

T: Sinan Çetin demişti ya ; "Her şey yönetmende biter,iyi yönetmen ayıyı bile oynatır"diye. Sizce de öylemi ?

M.E: Haluk Bilginer söylemişti galiba ,"Oyuncunun yeri tiyatrodur"diye. Sinemada ayıyı bile oynatabilirsiniz , zaten öyle bir film de var..Bresson oyunculara "manken" der mesela. "Benim istediğimi ,istediğim sınırlar içinde verdiğinde , o oyuncu olur" der. Pek çok teori var bu konuda.Tiyatroda farklı , sinemada farklı.Benim oyuncularım,işini seven tiyatro oyuncuları. Fatih Al ,Zümrüt Erkin ,Erol Babaoğlu ... İlk sinema filmlerini de benimle çektiler sayılır. Performans olarak çok iyiler gerçekten. "Seyredenler , gerçek panayır kızını mı çektin?" diye sordular Zümrüt için. Hepsi çok iyi oyuncular.

T: Türkiye,kendi filmlerini seyreden ülkeler arasında ikinci galiba.Türk filmi seyreder oldu insanlar artık..

M.E: Evet. Japonya'da ,Çin'de de öyle biraz.Çok tatlı yerseniz mesela ,tatlıya doyar ,tuzlu istersiniz.Bu da öyle bir şey, insanlar kendi kültürlerine uzak bırakıldıkları zaman iç tepki oluyor.Gelen yabancı filmlerin çoğu ticari amaçlı olduğu için ,ona doydular artık ve başka bir şey istiyorlar.

            Diziler sinemayı besliyor

T:Bu sene de bayağı Türk filmi bekliyor bizi değil mi ?

M.E: Evet ,30 -40 film çekildi.

T: Eski Yeşilçam dönemi gibi ...

M.E: O zamanlar pazara yönelik bir sistem vardı.Bir yönetmen ,bir seti bırakıp diğerine koşuyordu.Daha çok satış amaçlı ,bölgesel projeler. Şimdi bağımsız sinemanın önü açıldı. Daha farklı filmler yapma imkanı var.

T: Bir de TV dizileri var.

M.E: Evet , o da büyük bir endüstri artık. Sinemayı da besliyor. Yönetmenler paralarını oradan kazanıp sinemaya yatırabiliyor.

T:Düşünmez misiniz peki dizi çekmeyi?

M.E: Ruhuma pek uygun gelmiyor.13 bölüm yaparsın,hepsini gösterirsin tamam da ,bir bölüm çek ;sonrası gelir mi ,gelmez mi ? Sitresli bir iş. O ilişkiler modelini içime sindiremiyorum pek fazla…