Radikal /  UĞUR VARDAN

Hazan ki en çok yakışandır onlara

Filmde Fatih Al'la Zümrüt Erkin'in canlandırdığı karakterler hesapsız kitapsız bir aşkın peşine düşen iki 'yersiz yurtsuz'.

Bir panayır şarkıcısıyla bir ustabaşının imkânsız aşkını anlatırken yitip giden değerlere vurgu yapan 'Hazan Mevsimi', sade, gösterişsiz ama etkileyici bir anlatıma sahip. Film, anlattıklarıyla sadece ihtiyarlara değil, panayırlara ve küçük insanlara da yer yok demeye getiriyor

UĞUR VARDAN

İsmiyle anlattıklarının pek paralellik oluşturmadığı, sanki bir Sam Peckinpah öyküsüne göz kırpıyormuşcasına başlayıp hastalıklı seri katil filmi çizgisine kayan ve bütün kredisini bu yolda tüketen bir Coen kardeşler filminin Oscar'lara boğulduğu haftanın sonunda, ismiyle cismi bir olan ve gerçekten de bazılarına 'yer olmadığını' çok iyi gösteren bir Türk filmi vizyona giriyor. 'Hazan Mevsimi', anlattıkları itibarıyla kağıt üzerinde Yavuz Turgul meselelerine ya da 'Dar Alanda Kısa Paslaşmalar'ın dertlerine yakın duruyor; ortada yitip giden ve bir daha geri gelmeyen şeyler var ve film bu kayıp uygarlıklar üzerine ayakta kalmaya çabalayanları anlatıyor.
Film, Yeşilçam'a fotoğrafçılık ve yönetmen yardımcılığıyla adım atan, reklam filmi, klip ve belgesel dallarında ürün veren ama sinemaseverlerin daha çok 'İklimler'de Nuri Bilge Ceylan'ın canlandırdığı öğretim üyesinin kürsüde aynı odayı paylaşan arkadaşı olarak tanıdığı Mehmet Eryılmaz'ın imzasını taşıyor. Bir ilk uzun metrajlı çalışma örneği de olan yapımda, olaylar tanımlanmış bir yer olmasa da mekânların tanınmışlığı açısından neresi olduğunu çıkarabildiğimiz Çatalca civarında geçiyor. Hikâyeyi kısaca özetlersek; bir grup işçiyle bir su yolu inşaatında çalışan ustabaşı Cemal, akşamları arkadaşlarıyla biraz efkâr dağıtmak, biraz da sosyalleşmek için yakınlardaki panayıra gidiyor. Burada, bir kumpanyada şarkı söyleyen Nurşen'in varlığını keşfediyor. Gel zaman git zaman kadına vurulan Cemal, geçmişlerine sünger çekip bilinmeyen bir geleceğe adım atmak için Nurşen'i ikna etmeye çabalıyor. Ne var ki, cesaret herkeste aynı oranda bulunmuyor.

Bir taşra eğlencesi
'Hazan Mevsimi' iki koldan ilerliyor; ana arterde hikâyeyi sürükleyen iki 'yersiz yurtsuz'u görüyoruz, fonda ise hem bu tür imkânsız aşklara vurgu var, hem de artık tarih sahnesinde silinmekte olan panayır kültürüne... Küçük kasaba insanının en büyük yaz eğlencesi olan ve her şeyiyle bambaşka bir hayatı, gündelik rutinin içine sokan bu sirk tadındaki organizasyonun taşradaki etkisinden dem vuran film, öte yandan küçük insanların kirlenmiş bir dünyaya karşın hâlâ masumiyetini kaybetmemiş yanlarını ve hesapsız kitapsız aşklarını önümüze atıyor. Peki inandırıyor mu? Filmin mütevazı ama etkileyici dili, sadeliği, ölçülü oyunculukları ve panayır ortamını bildiğini gösteren detayları, 'Hazan Mevsimi'nin çekici kılıyor. Hatta kendi adıma rahatlıkla söyleyebilirim ki; Eryılmaz'ın yapıtı 2008'in şu ana kadar gösterime giren en iyi filmi.
Çoğu tiyatro kökenli isimlerden oluşan kadroya göz atarsak, Fatih Al, temiz delikanlıyı son derece sade ve inandırıcı oynuyor. Yüz hatlarıyla eskilerden Bahar Öztan havası estiren Zümrüt Erkin de Nurşen karakterinde benzer şekilde göşterişsiz ve etkileyici bir performans ortaya koyuyor. Nurşen'i bir tür kapatması gibi gören, koruyup kollayan ama aynı zamanda ilgisini de saklamayan panayır işletmecisi Ali'de de Erol Babaoğlu, Al ve Erkin kadar filme damgasını vuruyor. Babaoğlu, özellikle Nurşen'e bir tür 'Sophie'nin seçimi' yaptırdığı sahnede çok etkili.
Eryılmaz, senaryosunu da yazdığı bu ilk çalışmasında duygusunu seyircisine geçirmeyi başarıyor. Üstelik farklı bir konu ve dertlerle seyirci karşısına çıkma cesaretini de gösteriyor. Film ilgi görür mü, görmez mi bilemem ama bize artık hayatlarımızda 'panayırlara yer yok'u söylettiriyor ya da şöyle ifade edelim, hüzünlü bir şekilde hatırlatıyor. 'Hazan Mevsimi', çok sayıda filmin girdiği haftanın belki de en nadide parçası. Bana sorarsanız kaçırmayın derim...