Mesut Kara / Cinemascope Dergi - Sayı 12 /Kasım 2007
“HazanMevsimi / Bir Panayır Hikayesi” İlk uzun metraj filminiz. Proje nasıl oluştu, gelişti?
Anadolu kültürüne karşı özel bir ilgim var. Panayır hikayesi de bu özel ilgimin görsel uzantılarından bir tanesi diyebilirim. Panayırlarla ilgili belgesel çalışması yaptık geçmişte arkadaşlarla, Panayırın içine girdik insanlarını tanıdık; inanılmaz bir âlem, başka bir dünya. Ben bu dünyanın, sinematografik anlatıma çok uygun olduğunu düşündüm. Bu kadar özgün ve anlamlı yeri olmasına rağmen Türk Sinemasında da, Türk kültüründe de kullanılmamıştı. Bir kaç küçük, anılarda kalabilecek özel sahneler dışında tümüyle panayırlarda geçen sinema eserimiz olmamıştı. Bundan da güç bularak, bir de artık yok olmaya gidiyor panayırlar bitiyor,bu anlamda kendi belgeselci tavrımı vereyim, yok olan bir kültürü kendime arka zemin olarak alayım hem de bunun önünde kırık bir aşk hikayesi anlatayım istedim. Geçen bir arkadaşımızın farkettiği gibi tekinsizliğin egemen olduğu filmimde hiçbir şey sağlam bir zeminde yürümüyor… her an düşebilirsiniz hayat gibi… bisiklet var, sandal var, panayır var... Hepsi üç ayak üzerinde gibi duran dördüncü ayağı olmayan, hep sallanan nesneler anlamsal olarak ; aşklar da böyle, hayatlar da böyle, yürümüyor…, tam yerine oturmuyor. Röportaj yapan bir arkadaş sormuştu, “tutunamayanlar diyebilir miyiz” diye; evet tam tutunamayanlar aslında dedim. Kahramanımızın biri, yurt dışına gitmek istemiş gidememiş bir lise mezunu, greyder operatörü. Diğeri, evinden sevdiğine kaçtığı için kovulmuş, panayıra düşmüş bir genç kadın, ve bunların aşkları da tutunamayan bir ilişki modeli aslında. Onun için zaten belki de ismi “Hazan Mevsimi”. Sonbaharın hüzünlü çağrışımı…
Kültür Bakanlığı’ndan aldığınız destekle çekebildiniz filmi. Onun dışında bir destek bulamadınız sanırım, bu yüzden de düşük bir bütçeyle çektiniz filmi. Bu, filme nasıl etki etti?
Düşük bütçe sayılır. Düşük bütçemiz olmasına rağmen, sinema eğitimi görmüş, sinema aşığı insanlarla çalıştım. Gece gündüz uyumayan, projeyi seven, benimle çalışmayı arzu eden, sinemayı seven ve şansıma sinema eğitimi almış insanlarla çalıştım. Bu aşk, bu meşk olmasa panayır gibi kalabalık, tantananın gürültünün bol olduğu, insanları susturmanın mümkün olmadığı, bir çektiğin açıyı ve planı bir daha bulamayacağın, neredeyse bir cehennem aleminde paran da olsa bir şey yapamazdın. Ben üstelik filmde bir tek panayırda da çalışmadım, panayırlar kısa süreli kurulur, üç gün, beş gün, yedi gün... bir çok şehirde kurulanBir çok panayırda çalıştım o bir çok panayırı tek panayır gibi algıladım aynı zamanda, ve bu da geçti seyirciye. Çünkü ilk izlenimlerde tek bir panayır olarak algılandı, ve genelde hangi panayırda çektin diye sordu herkes… filmdeki panayıra gerçek anlamda yaşayan ,ve bir daha görmemizin zor olacağı son panayırlardan bir bütün diyebiliriz.
Bu anlattığınız güçlüklerin filme olumsuz yansımaları oldumu?
Tabiki, oldu. Panayır esnafı her ne kadar önce bizi şüpheyle karşılasa da, onlara yakın bir ekip olduğumuzu anladılar. Hayatı, insanları seven, sanatı seven .bir ekip olduğumuzu ve onlara bir zararımızın olmayacağının farkına vardılar sonradan. İnsanlara gönüllü iş yaptırmak bir yere kadar. Yirmi seyirciyi toplayıp kızlarımız burada bir saat dans edecek diyebilirsin ama karşı açıya geçtiğinde o izleyici bulamıyorsun. Mecburen emek rica ettiğimiz her insana ödeme yaptık ki normali de bu, o nedenle de tabi ki umduğumuz ucuzlukta olmadı. film Bu arada kamera arkasından da ciddi görsel malzemeler çıktı bir panayır belgeseline.
Tiyatro deneyimi olan fakat sinemada tanınmayan yeni yüzlerle çalıştınız; bu bir seçim miydi?
Önce benim kafamda, rollere uygun tipler söz konusuydu. Ben önce o tipleri bulmaya, o tipi oynayabilecek oyuncuları bulmaya ve o tipleri de kast ajanslarıyla birlikte olduğu kadar, dışından ve yakın çevreden de bulmaya çalıştım ve ciddi deneme çekimleri yaptım. Deneme çekimleri sonrası, tesadüfen benim seçtiklerim ana rollerde çoğunlukla profosyenel tiyatro eğitimi görmüş arkadaşlardan oluştu. Bu da benim büyük şansımdır. Çok iyi sonuç çıkardılar. Şu ana kadar izleyen profosyenellerden kelime olarak oyuncularım için ” olağanüstü” “inanılmaz” kelimelerini çok duydum. Türk sineması bu oyuncuları gerçekten fark edecek ve izlemeye alacaklar kanaatindeyim. Oyuncularım için Filmimin dışında bir değerlendirme bu, . Metin Erksan hocam bile “nereden buldun bu çocukları,mehmet bu çocuklar muhteşem, bu kız ne kadar iyi..” diye yorumda bulundu.., hani kolay beğenmez bilirsin
Filmin çekim aşamasında ne gibi zorluklar yaşandı?
Ben panayır kurulan illerde, ilçelerde önceden ekibimle gidip videoya çektim açılarımı ölçeklerimi. Bu çadır buraya kurulursa böyle çekerim, bu salıncaklar buraya kurulursa böyle çekerim, diye ciddi bir ön çalışma yaptık. Senaryom hazırdı ama doğaçlamaya da çok yer verdim. Çektiklerimizi, ekibimle akşamları izleyip yeniden değerlendirme yapıp, hatta senaryo üzerinde değerlendirmeler yapıp yola çıktık. Tabii ki varolan senaryoma Tamer Baran’ın çok katkısı oldu. Profosyenel bir senarist arkadaşımız, bir anlamda yön verdi onun katkılarını unutmamak gerekir,ebru ,ve bilgenin hoş katkıları oldu ve tabii çekim anında tüm ekibimin....Taner sarf çok iyi ve anlamlı bir müzik üretti, türk sazlarıyla, keman klasik gitar ve kanun üçlemesiyle bambaşka bir tad verdi filme..genel olarak Çok büyük zorluklar çıktı diyemeyiz aslında, her film sürecinde olduğu kadar.
Filminizde yeni bir bakış açısı, üslub denemeniz var mı; öykü mü ön planda üslup mu? Hazan Mevsimi,sizi sinema dilinizde nereye getirdi?
Ben dünya sinema sanatının geldiği yeri önemsiyorum, eğitimime başladığımdan beri de takip ediyorum. Öyle bir yerde ki, büyük ustalar aşılamayacak işler yapıyorlar. İnsan ruhunun önde olduğu, görünenin değil gösterdiği malzemenin arkasındaki ruhu yansıtmaya çalışan filmler yapılıyor. Beni de öncelikle ilgilendiren bu. Panayırlar tantanalı yerlerdir, eğlenceli müzikli yerler. Benim senaryomda da şarkıcı kızlar var, kavga var, aşk hikayesi var. Fakat ben hep bu tantananın, gürültünün altında daha başka, alttan alttan akan bir nehrin, yavaş akan bir nehrin hikayesini sunmak istedim.
İlk başta bazı sahnelerim ağır geldi insanlara, ağır geldi derken böyle arthouse bir iş, hani zaman zaman entellektüel olmakla suçlanan bir eğilim vardır hani onun gibi. “Koy kamerayı çeksin, sanat filmi işte” gibi hep bir aşağılama vardır. Abbas Kriostami, oynattığı dört oyuncunun üçünü, film süresince göstermiyor sadece sesini duyabiliyorsun. Sinema sanatının geldiği yerde artık eski klişeler tükendi. Hikaye anlatmanın yolları üç aşağı beş yukarı belli, biliniyor. Hatta, bunun pratik anlamda matematiğini de yaptılar, sinemada 33 dramatik durum falan gibi iyice suyunu çıkardılar ..her şey gibi filmler de fabrikasyon bir duygu mantığıyla çekilir oldu…. Artık sinema başka bir yerde, insan ruhunu kendine ve eserine malzeme yapmadıkça çok başarılı eserler çıkacağını düşünmüyorum. Eğlencelik filmler çıkabilir ama ben insana ait sanatsal eserden bahsediyorum, bir Van Goh tablosundan bahsediyorum, bir reprodüksiyondan bahsetmiyorum. Büyük ustalar, büyük yön vericiler ta Ozu’lardan, Bresson’lardan, Kierostamilere kadar gelip Tie Mi Yanglara, Ji Chenglere kadar giden bir süreç bu dediğim. Ve Şu anda çok umut verici. Görüyorum sinemanın geleceğini
Ben filmimde özel bir yöntem uyguladım, isminde de çift isim var. “Hazan Mevsimi /bir panayır hikayesi” ilk isim ,daha nostaljik, daha orta yaş ve üstüne hitap ederken, “Bir Panayır Hikayesi” de gençlere hitap ediyor. Bakın burada bir aşk hikayesi var, kızlar var, kavga var diye.. filmde de ikili bir yöntem uyguladım. Hem çok tantanası, şarkısı, türküsü önde olan sıradan izleyicinin merakla takip ettiği bir yandan altan alta da filmin aralarında girip çıkan, ve finalde bir -kraşendo olarak bir patlama biçiminde ortaya çıkan- giderek insanın ruhu üzerinde etkili olan bir deneme var. Herkes kafasındaki hikayeyle çıkıyor filmden, yeni sinemanın geldiği noktada, seyirci kesin aktif bir katılımcı artık bana göre de. Filmim çok katmanlı okunabilirse, çok katmanlı anlaşılabilirse, her insanın kendine özel bir hikaye çıkarabilme özelliği varsa, film o zaman sanatsal bir hale geliyor benim için.
Öykü sinemasının dışında, şiirsel bir üslup mur?
Bunu ben tanımlayamam ama şiirin hayatımda önemli bir yeri var, ve şu ana kadar yaptığım belgeseller de. “nazım şarkıları” olsun, “bedr” olsun, türk musiki ustalarının filmleri olsun hep şiirsel belgesel olarak algılandı.. Öykü var ama, biraz daha dikkatli bir okur, meraklı bir okur başka bir ikinci, üçüncü öyküyü kendi hayatıyla ilgili bir öyküyü görecek, kendi öyküsüyle birleştirecek diye düşünüyorum filmim için…
Nuri Bilge Ceylan’ın “İklimler” filminde oyuncu olarak da gördük sizi.
- Ben öğrenciyken de bir kaç arkadaşımın filminde oynadım.bu sinemacı arkadaşlar arasında sık rastlanan bir durumdur.. Nuri Bilge de on dört yıl önce benim bir filmimde başrol oynamışdı.(seviyorum ergo sum) Biz sinemada on beş, yirmi yıldır birlikteyiz, dünya sinemasını incelemek, tanımak içinde olmak anlamında. Bu bakımdan birlikte olduğumuz zamanlarda da sinema bizim asıl meselemiz. Bizim filmde birlikte oynamamız sadece küçük bir sonuç, Bilge bu filmde de benim senaryoma katkılarda bulundu, montajda ciddi güzel öneriler getirdi….. Ben de Bilge'nin talep ettiği yerlerde senaryodan montaja kadar zaman zaman bilgeye katkıda bulunmuşumdur.ki bu çok doğal bir süreç, Biz sinemada iki yakın kadim arkadaşız, sinema dışında da iki dostuz.benim oyunculuğuma gelince Bilge oyunculuk anlamında rahat edeceği, istediğini yaptırtabileceği, oyun alabileceği insanları seçiyor. Onun için beni de yazdığı hikayede role uygun görmüş. Malum pek öyle eş dost muhabbetine prim verecek bir adam değildir bilge.. Çok rahat, doğal, güle oynaya geçen bir set oldu benim için, ve sanırım herkes için de böyle….
“Hazan Mevsimi”nin gösterime ne zaman gireceği kesinleşti mi?
Muhtemelen yeni yıla yakın gibi.... Dağıtımcımın stratejisine bağlı. Mümkün olduğu kadar erken ulaşsın istiyorum seyirciye.ki - çocuğu yola çıkarıp elini bırakayım,. yeni filmimin havasına girebileyim…
Mesut Kara |